19 Mayıs Mahallesi Sümer Sokak Sümko Sitesi M4A 1B Blok D:3 Kadıköy/İstanbul
Hukuki Makaleler

Marka Hukukunda Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı

Marka hukukunda sessiz kalmanın şartları, beş yıllık sürenin hesabı, kötü niyet istisnası ve marka davalarına etkisi.

8 dk okuma 19 Ekim 2026
Marka Hukukunda Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı

Marka hukukunda sessiz kalma yoluyla hak kaybı, sonraki markanın kullanımına uzun süre karşı çıkmayan hak sahibinin bazı taleplerini sınırlayan hukuki durumdur.

Benzer bir markaya uzun süre karşı çıkılmaması, sonradan açılacak davanın sonucunu etkileyebilir. Ancak her gecikme hak kaybı yaratmaz. Kullanımın ne zaman öğrenildiği, tarafların davranışları, tescilin kötü niyetli olup olmadığı ve ileri sürülen talebin türü birlikte incelenir.

SK Hukuk & Danışmanlık tarafından sunulan bu bilgilendirmede, beş yıllık kural ile marka ihlallerindeki dürüstlük değerlendirmesi ayrı ele alınmaktadır. Somut uyuşmazlıkta süre ve başvuru yolu, belgeler üzerinden ayrıca değerlendirilmelidir.

Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı Nedir?

Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin başka bir kişinin marka kullanımına karşı uzun süre hareketsiz kalmasının, belirli talepleri ileri sürmesini engelleyebilmesidir. Amaç, bir kullanımın sürmesine uzun süre katlandıktan sonra karşı tarafta oluşan güvenle çelişen davranışların değerlendirilmesidir.

SMK Madde 25/6 Ve Dürüstlük Kuralı

SMK madde 25/6, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında hükümsüzlük talebine ilişkin özel düzenlemedir. Önceki marka sahibinin sonraki markanın kullanıldığını bilmesi veya bilmesinin gerekmesi ve birbirini izleyen beş yıl sessiz kalması önem taşır. Sonraki tescilin kötü niyetli olması ise kanundaki istisnadır.

Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralı da özellikle tecavüz uyuşmazlıklarında gündeme gelir. Bu genel ilke ile SMK’daki özel düzenleme birbirinin yerine kullanılarak bütün davalar için tek bir süre sonucu çıkarılamaz.

Zamanaşımı, Feragat Ve Sessiz Kalma Arasındaki Farklar

Zamanaşımı, alacağın belirli bir süreden sonra ileri sürülmesinin sonuçlarıyla ilgilidir. Sessiz kalmada ise kullanım karşısındaki hareketsizlik ve karşı tarafta oluşan güven değerlendirilir. Beş yıllık kuralı her marka davasının genel zamanaşımı olarak tanımlamak doğru değildir.

Feragat ve marka hakkından vazgeçme de farklı işlemlerdir. Sessiz kalma, tek başına markanın sicilden silinmesine veya bütün üçüncü kişilere karşı korumanın kaybedilmesine yol açmaz.

Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybının Şartları

Sessiz kalma yoluyla hak kaybının şartları birlikte incelenir. Yalnızca eski bir tescil kaydının bulunması veya aynı sektörde iki işletmenin faaliyet göstermesi, savunmanın kabul edilmesi için tek başına yeterli değildir.

Sonraki Tarihli Markanın Kullanılması

Sonraki tarihli markanın kullanılması, kanundaki değerlendirmenin temel unsurlarındandır. Tescil kaydı ile piyasadaki fiilî kullanım aynı şey değildir. İşaretin hangi ürünlerde, hangi sunumla ve ne zamandan beri kullanıldığı belirlenmelidir.

Sicilde kayıtlı markanın yanında kullanılan ambalaj, logo ve reklam biçimi de önem taşıyabilir. Başlangıçta katlanılan kullanımdan farklı bir kullanım ileri sürülüyorsa savunmanın kapsamı ayrıca tartışılır. Salt şirket kuruluş tarihi, bütün marka kullanımlarının başlangıcı olarak kabul edilmemelidir.

Kullanımı Bilme Veya Bilmesi Gerekme

Kullanımı bilme veya bilmesi gerekme, önceki hak sahibinin sonraki markayla ilişkisinin değerlendirilmesini gerektirir. Tarafların yazışmaları, ortak ticari ilişkileri, birlikte katıldıkları fuarlar veya daha önceki itirazları bu açıdan incelenebilir.

Bir markanın internette bulunması, hak sahibinin onu belirli bir tarihte öğrendiğini her durumda göstermez. Haberdar olmanın hangi olgularla desteklendiği açıklanmalıdır. Bilmesi gerekme değerlendirmesi de soyut varsayımla değil, somut piyasa koşullarıyla yapılmalıdır.

Birbirini İzleyen Beş Yıl Boyunca Sessiz Kalma

Birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalma, SMK m.25/6’daki özel koşuldur. Kullanıma karşı hangi tarihte, ne tür bir girişimde bulunulduğu araştırılır. Aralıklı kullanım veya etkili bir hukuki girişim bulunması, süre değerlendirmesini değiştirebilir.

Beş Yıllık Sessiz Kalma Süresi Nasıl Hesaplanır?

Beş yıllık sessiz kalma süresi, yalnızca iki takvim tarihinin çıkarılmasıyla hesaplanamaz. Önce hangi talebe ilişkin değerlendirme yapıldığı ve süreyi başlatabilecek koşulların ne zaman bir araya geldiği belirlenmelidir.

Beş Yıllık Sessiz Kalma Süresi Nasıl Hesaplanır?

Tescil, Kullanım Ve Öğrenme Tarihlerinin Önemi

Tescil, kullanım ve öğrenme tarihleri ayrı kaydedilmelidir. Sonraki markanın sicile kayıt tarihi ile fiilen kullanılmaya başlandığı tarih farklı olabilir. Önceki hak sahibi de bu kullanımı daha sonra öğrenmiş olabilir.

SMK m.25/6’nın uygulanması ile tescil öncesi kullanımların TMK m.2 kapsamında değerlendirilmesi aynı mesele değildir. Tescilden önceki dönemin etkisi ve sürenin başlangıcı konusunda öğretide ve içtihatlarda tartışmalar bulunduğundan, bütün uyuşmazlıklarda aynı başlangıç tarihini esas alan otomatik bir hesap güvenli değildir.

Dosyada bir zaman çizelgesi hazırlanması yararlıdır: başvuru ve tescil, ilk kullanım, öğrenme, bildirim ve dava tarihleri ayrı gösterilir. Kullanımın biçimi değişmişse bu değişikliğin tarihi de çizelgeye eklenir.

Örneğin tescili eski olan bir markanın uyuşmazlık konusu ürünlerde daha yakın tarihte kullanılmaya başlanması mümkündür. Bu varsayımsal örnekte, tescilin eski olması bütün ürün ve kullanımlar bakımından aynı sürenin geçtiğini kanıtlamaz. Hangi mal veya hizmette hangi kullanımın bilindiği belirlenmeden hak kaybı sonucu çıkarılmamalıdır.

İhtarname Göndermek Sessiz Kalmayı Önler Mi?

İhtarname, kullanıma karşı çıkıldığını gösteren önemli bir belgedir. Ancak bir ihtar göndermek, her uyuşmazlıkta ve süresiz olarak hak kaybını önleyen kesin bir güvence değildir.

İhtarın içeriği, tebliğ tarihi ve sonrasında atılan adımlar önemlidir. Kullanım devam ederken uzun süre başka bir işlem yapılmaması ayrıca değerlendirilebilir. Yalnızca ihtarnameye dayanılarak hukuki başvuruların ertelenmesi yerine, izlenecek yol ve süreler birlikte planlanmalıdır.

Kötü Niyetli Marka Tescilinde Sessiz Kalmanın Etkisi

Kötü niyetli marka tescilinde sessiz kalmanın etkisi, SMK m.25/6’daki istisna nedeniyle farklıdır. Sonraki tescil kötü niyetliyse, önceki hak sahibine karşı bu fıkradaki beş yıllık savunmaya dayanılması mümkün değildir. Bu sonuç, somut dosyada kötü niyetin ortaya konulmasını gerektirir.

Kötü Niyetin Değerlendirilmesi Ve İspatı

Kötü niyetin değerlendirilmesi ve ispatında başvuru öncesi ilişkiler, işaretin seçilme nedeni ve tescille amaçlanan sonuç incelenebilir. Önceki markanın varlığını bilmek ile kötü niyetli tescil aynı olgu değildir; benzerlik tek başına her dosyada kötü niyeti kanıtlamaz.

Örneğin önceki ticari ilişkiye ait belgeler, markanın kullanımını engellemeye yönelik yazışmalar veya tekrarlanan başvurular bir bütün olarak değerlendirilebilir. Bunlar kesin sonuç veren bir kontrol listesi değildir. Hangi belgenin hangi iddiayı desteklediği açıklanmalı, yalnızca karşı tarafın uzun süredir bilindiği ileri sürülmekle yetinilmemelidir.

Sessiz Kalmanın Marka Davalarına Etkisi

Sessiz kalmanın marka davalarına etkisi, talebin hükümsüzlüğe mi yoksa belirli bir kullanımın durdurulmasına mı yönelik olduğuna göre incelenir. Aynı davada birden fazla talep bulunması, hepsinin otomatik olarak aynı hukuki sonuca bağlanmasını gerektirmez.

Marka Hükümsüzlüğü Davasında Hak Kaybı

Marka hükümsüzlüğü davası, tescilin hukuken geçerli olup olmadığıyla ilgilidir. SMK m.25/6 koşulları oluşmuşsa önceki hak sahibi, kendi markasını sonraki tescile karşı hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyebilir.

Bu sınırlama, sonraki markanın her türlü hukuka aykırılıktan arındığı anlamına gelmez. Dayanılan hükümsüzlük sebebi, tarafların hakları ve kötü niyet iddiası ayrı değerlendirilir. Sessiz kalmayı bütün hükümsüzlük sebeplerini ortadan kaldıran genel bir kural gibi sunmak hatalıdır.

Marka Hakkına Tecavüz Davalarında Sessiz Kalma

Marka hakkının ihlali nedeniyle açılan davalarda belirli bir fiilin durdurulması veya sonuçlarının giderilmesi istenebilir. Tecavüz davalarında sessiz kalmaya ilişkin özel düzenleme bulunmaması, TMK m.2 çerçevesindeki değerlendirmenin önemini artırır.

Kullanımın süresi ve şekli, tarafların iyi niyeti, önceki hak sahibinin davranışları ve karşı tarafta oluşan güven birlikte ele alınır. Hükümsüzlük için düzenlenen beş yıllık süre, bütün tecavüz taleplerine doğrudan ve değişmez biçimde uygulanmamalıdır.

Marka Hakkı Tamamen Sona Erer Mi?

Marka hakkı tamamen sona ermez. Sessiz kalma nedeniyle belirli bir kişiye veya belirli bir kullanıma karşı ileri sürülebilecek taleplerin sınırlanması söz konusudur. Bu durum, marka sicilindeki kaydın kendiliğinden silinmesi anlamına gelmez.

Markanın kullanılmaması nedeniyle iptali ve kullanım ispatı savunması da ayrı konulardır. Her ikisinde beş yıllık dönemlerin gündeme gelebilmesi, bunları sessiz kalma ile aynı hukuki kurum hâline getirmez.

Sessiz Kalma Savunması Ve İspat Yükü

Sessiz kalma savunması ve ispat yükü bakımından tarihlerin ve davranışların somutlaştırılması gerekir. Savunmaya dayanan taraf, kendi lehine sonuç çıkaracağı olayları delilleriyle ortaya koymalıdır. Kötü niyet iddiasını ileri süren tarafın da bu iddiayı destekleyen vakıaları açıklaması gerekir.

Sessiz Kalma Savunması Ve İspat Yükü

Kullanımın Ve Haberdar Olmanın İspatında Deliller

Kullanımın ve haberdar olmanın ispatında faturalar, kataloglar, reklamlar, tarihli internet kayıtları, fuar belgeleri ve taraf yazışmaları incelenebilir. Belgeler yalnızca kullanımın varlığını değil, süresini ve biçimini de göstermelidir.

Bir ekran görüntüsündeki güncel görünüm, geçmiş yıllardaki aynı kullanımı tek başına kanıtlamayabilir. Kaydın tarihi ve kaynağı korunmalı; önceki hak sahibinin kullanımı hangi yolla öğrendiği ayrıca gösterilmelidir. Hukuka aykırı yöntemlerle delil elde edilmemelidir.

Deliller kullanım ve öğrenme olmak üzere iki ayrı soruya cevap vermelidir. Bir satış faturası ürünün piyasaya sunulduğunu gösterebilir; fakat önceki marka sahibinin bundan haberdar olduğunu tek başına açıklamayabilir. Buna karşılık tarafların aynı ürünü tartıştığı tarihli bir yazışma, haberdar olma yönünden önem taşıyabilir.

Davacının kendi markasını kullanıp kullanmadığına ilişkin marka kullanım ispatı ile davalının kullanımına sessiz kalınıp kalınmadığının ispatı da ayrılmalıdır. İki savunmanın konusu, ilgili dönemleri ve değerlendirme koşulları farklıdır. Aynı belge her iki tartışmada kullanılabilse de belgelerin cevaplaması gereken hukuki sorular aynı değildir.

Yargıtay Kararlarında Öne Çıkan Değerlendirmeler

Yargıtay kararlarında öne çıkan değerlendirmelerden biri, itiraz edilen kullanımın somut biçiminin belirlenmesidir. 11. Hukuk Dairesinin 24 Mart 2025 tarihli, E.2024/3651, K.2025/2081 sayılı kararında, davalının markasındaki bir ibareyi öne çıkararak kullanımının süresinin araştırılması ve taraf delillerinin değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Bu örnek, tescil tarihine bakmanın her zaman yeterli olmadığını gösterir. Karar, bütün dosyalarda hak kaybı bulunduğu veya bulunmadığı anlamına gelmez. Önceki kullanımla dava konusu kullanımın aynı olup olmadığı ve hangi döneme ilişkin delil sunulduğu araştırılmalıdır.

Marka Sahibinin Hak Kaybını Önlemek İçin Atabileceği Adımlar

Marka sahibinin hak kaybını önlemek için atabileceği adımlar, riskli kullanımların zamanında tespit edilmesiyle başlar. Sicil ve bülten takibinin yanında pazaryeri, alan adı ve sosyal medya kullanımlarının da değerlendirilmesi gerekebilir.

Marka Sahibinin Hak Kaybını Önlemek İçin Atabileceği Adımlar

Marka Takibi, Delillerin Korunması Ve Hukuki Başvuru

Marka takibi, delillerin korunması ve hukuki başvuru birbirini tamamlayan işlemlerdir. Tespit edilen kullanımın tarihi kaydedilmeli, ilgili ürün ve hizmetler belirlenmeli, daha önce verilmiş izinler veya yapılan anlaşmalar kontrol edilmelidir.

Sonrasında itiraz, ihtar, delil tespiti veya dava seçeneklerinden hangisinin uygun olduğu belirlenir. Bültene itiraz süresi gibi özel başvuru süreleri, beş yıllık sessiz kalma kuralıyla karıştırılmamalıdır. Bir başvuru yolunun süresinin dolması diğer taleplerin de aynı anda sona erdiğini göstermez.

İşletme içinde tespitleri kimin değerlendireceğinin ve bildirimlerin nasıl saklanacağının belirlenmesi de yararlıdır. Bir ihtarın gönderilmesiyle dosyanın kapatılması yerine, kullanımın devam edip etmediği takip edilmelidir. Karşı tarafın kullanımını değiştirmesi veya yeni ürünlere geçmesi durumunda önceki değerlendirmenin hâlâ geçerli olup olmadığı yeniden incelenmelidir.

Dosyanın bir marka ve patent avukatı tarafından incelenmesi; kullanım, öğrenme ve başvuru tarihlerinin birlikte değerlendirilmesini sağlar. Uzlaşma görüşmeleri yürütülüyorsa bu görüşmelerin süreler üzerindeki etkisi de ayrıca kontrol edilmelidir.

Sonuç

Marka hukukunda sessiz kalma yoluyla hak kaybı, yalnızca zaman geçmesine bağlanan otomatik bir sonuç değildir. Kullanım, haberdar olma, hareketsizlik, kötü niyet ve talebin türü birlikte değerlendirilir.

Hak sahibinin bütün korumasını kaybettiği veya ihtar göndermenin her durumda yeterli olduğu varsayılmamalıdır. Belgelerin tarih sırasıyla incelenmesi ve uygun hukuki yolun zamanında belirlenmesi gerekir. Bu metin genel bilgilendirme amaçlıdır; somut dosyaya ilişkin hukuki görüş yerine geçmez.

Sık Sorulan Sorular

Merak edilenler

Hayır. Sessiz kalma, belirli bir kişiye veya kullanıma karşı ileri sürülebilecek talepleri sınırlayabilir. Marka kaydı kendiliğinden silinmez ve bütün üçüncü kişilere karşı koruma otomatik olarak sona ermez.

Süre yalnızca tescil tarihine bakılarak hesaplanmamalıdır. Kullanım, önceki hak sahibinin bunu bilmesi veya bilmesinin gerekmesi ve talebin türü birlikte değerlendirilir. Tescil öncesi dönemin etkisi somut uyuşmazlık bakımından ayrıca incelenmelidir.

Her durumda değil. İhtarın içeriği, tebliğ tarihi ve sonrasında yapılan işlemler önemlidir. Kullanım sürerken uzun süre başka adım atılmaması da değerlendirilebildiğinden yalnızca ihtarnameye güvenilmemelidir.

SMK m.25/6, sonraki tescilin kötü niyetli olması hâlini beş yıllık sessiz kalma kuralının dışında tutar. Ancak kötü niyetin somut olgularla desteklenmesi ve talebin dayanağının incelenmesi gerekir.

Hayır. Markayı kullanmama, sahibinin kendi markasındaki kullanım yükümlülüğüyle ilgilidir. Sessiz kalma ise başka bir kişinin marka kullanımına karşı hareketsiz kalmanın sonuçlarıyla ilgilidir.

İçeriklerimiz, güncel mevzuat ve içtihatlar esas alınarak alanında uzman avukat tarafından hazırlanır; yeni gelişmelerde düzenli olarak güncellenir.

  1. 1.6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Erişim: 19 Ekim 2026
  2. 2.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Erişim: 19 Ekim 2026

Yasal UyarıBu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut durumunuz için bir avukata danışınız.

SK Hukuk Danışmanlık

Bu konuda hukuki desteğe mi ihtiyacınız var?

Şafak & Koparan Hukuk ve Danışmanlık olarak akademik birikim ve sektörel tecrübeyle yanınızdayız. Durumunuzu bir ön görüşmede birlikte değerlendirelim.

WhatsAppHakkımızda
İlgili Yazılar

Bunları da inceleyin